banner56

İstanbul’un fethinin 567. Yılında yeniçağın neden Avrupa için başladığını bizim için başlamadığını sosyal medyadaki paylaşımlardan çok net anlıyoruz.

Millet olarak tarihi şahsiyetlere olduğundan fazla unvanlar yüklemekte mahiriz ama gerçekleri görmemekte daha bir hünerliyiz.

29 Mayıs 1453 tarihinde İstanbul Fatih Sultan Mehmed komutasındaki Türklerin eline geçti ve 567 yıldır bir Türk şehri.

Sultan Mehmed birçok yer fethetmesine rağmen neden İstanbul’u alması yeni bir çağın başlangıcı kabul edildi?

Ortaçağ Avrupa’sında kilise monarşi rejimleri tarafından öyle vahşice kullanıldı ki, dini duygularla öyle oynandı ki neredeyse her evden kayıplar oldu.

Örneğin son haçlı seferlerinde 9-13 yaş arası 20 bine yakın çocuk yollarda daha Anadolu’ya gelmeden sert hava şartları ve salgın hastalıklardan hayatını kaybetti.

İstanbul’un fethi en fazla Hıristiyan inancını etkiledi diye biliriz yüz yıllardır ruhun sılası olarak kabul ettirilen İstanbul’un Müslüman Türklerin eline geçmesiyle büyük bir inanç krizinin başlamasına neden olmuştur.

16. yüzyılda Martin Luther ve Jean Calvin'in öncülüğünde Katolik Kilisesine ve Papa'nın otoritesine karşı girişilen Reform hareketinin sonucunda ortaya çıkmış 1453 İstanbul’un fethiyle Protestanlık resmiyet kazanmıştır.

Avrupa’da dini konularda başlayan değişim kısa zamanda papalık makamını da derinden etkiledi, kilise toplum üzerindeki etkisini azaltmak zorunda kaldı, monarşi rejimleri ise yönetimlerde yenilikçi hareketlere karşı uzlaşmacı tavır sergileyerek kilisenin daha arka planda kalmasına sessiz kaldılar.

Avrupa’da İstanbul’un fethiyle başlayan yenilikçi hareketler kısa zamanda yeni coğrafyaların keşfi, akademilerin açılması ve bilimde yeni buluşlarında başlamasına neden oldu bu gelişmeler sonraki yüz yıllarda sanayi devriminin temelini oluşturdu.

Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmesin Ertuğrul Gazinin “Davamız kuru bir cihangirlik davası değildir” sözüne inat kuru bir cihangirlik davasına dönüştürme peşinde koşan cahilleri sosyal medyada görüyoruz.

Sosyal medya paylaşımlarının neredeyse hiç birinde Sultan Mehmed hakkında saha mareşali, entelektüel, yabancı lisan bilen, çizdiği havan toplarıyla mühendis, en zor eski Grekçe metinleri okuyan günümüze çeviren edebiyatçı gibi özellikleri görmüyoruz yazanlar hariç tabi ki.

Oysa Sultan Mehmed döneminin ve Yeniçağın lider devlet adamıydı sahip olduğu özelliklerle Türklere yeniçağın kapılarını ardına kadar açmıştı ama biz sanırım o kapıdan içeriye giremedik.

1453 sonrasında Fatih Sultan Mehmed hem Doğu Romanın hem de Osmanlının yeni İmparatoruydu, fakat daha ilk adımda sorunlarla karşılaştı.

Sultan Mehmed yönettiği İmparatorluğun ( Çok uluslu) bir devlet olduğunu güçlü bir devlet sistemine sahip olmak için müşterek kanunların olmasını biliyordu, adli ve ticari konularda uygulanan kanunnameler devlet içinde tartışmalara neden oldu.

Sultan Mehmed’e Veziri Azam Çandarlı Halil Paşa, Mahmut Paşa, Nasuh Paşa gibi isimler başta olmak üzere karşı çıktılar çünkü bu dönemde çok uluslu devlet anlayışı devşirme sistemini de beraberinde getirmişti, Sultan Mehmed kimseye acımadı ve çağın gerisinde kalmak yerine çağa yön vermeyi seçti. Fatih zamanında devlet ciddi yabancı eserlere sahip oldu yeni coğrafya keşifleri haritalar bu dönemde devlet arşivine girmeye başladı ve devlet arşivi belki de düzenli olarak bu dönemde tutulmaya başlandı.

Sultan Mehmed istediği İmparatorluğu hayalindeki gibi yaşatamadı hem devlet içinden hem çocukları açısından zor günler yaşadı ve ölümünden sonra yeniçağın lideri kabul edilirken naşı taht kavgaları yüzünden sarayda unutuldu ve çürümeğe terk edildi.

16. yüz yılın en kudretli ve ileri görüşlü devlet adamı saha mareşali Fatih Sultan Mehmed ne yazık ki Hun Devleti Attila’nın kaderini yaşadı, başlattığı reform hareketleri kendisinden sonra yükselme devri olmasına rağmen Ortaçağ seviyesinde kaldı savaş ekonomisinin kurbanı oldu.

Bu gün “ Ya İstanbul beni alır ya ben İstanbul’u” veya " لَتُـفْتَحَنَّ  الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَـلَنِعْمَ  الْأَمِيرُ  أَمِيرُهَا،  وَ لَنِعْمَ الْجَيْشُ  ذَلِكَ  الْجَيْشُ"     

“Letüftehanne’l Kostantıniyyete, ve le ni’mel emrü zâlike’l emr, ve le ni’mel ceyşü zâlike’l ceyş” “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.” Sözlerinden ileriye götüremedik Sultan Mehmed’i oysa 1453 sonrası gerçekleri çok başkaydı.

Fatihin gerçeklerinde edindiği meziyetler başta Sırpça, Rumca, İtalyanca, Latince, Arapça ve Farsça vardı ve yazıyordu aynı zamanda, eski Grekçe öğrenmiş ve yunan felsefecilerin ilkelerini el yazmalarından okuyabiliyordu. Coğrafya konusunda ciddi arşiv çalışması yaptırmış bu günün birçok haritası onun döneminde kesinlik kazanmıştı, matematik özel ilgi alanıydı, devlet arşivine kazandırdığı Türk tarihi ile ilgili 587 eser tespit edildi, daha nicelerini yazabiliriz ama bu gün İstanbul’un fethinin 567. Yılında hiçbir önemi yok gibi gözüküyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.