banner30
18 Haziran 2017 Pazar 12:28
121 Okunma
Ege-Marmara Baro Başkanları; “Akla ziyan yaklaşımlardan vazgeçin”

Manisa Barosu’nun ev sahipliğinde Saruhan Otel’de gerçekleştirilen, Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Hüseyin Özbek, yönetim kurulu üyeleri Ahmet Şakir Uzun ve Ekrem Demiröz ile Akdeniz’den de Antalya, Burdur baro başkanlarının katıldığı toplantıya Bursa Barosu yoğun katılım sağladı. Manisa Barosu Başkanı Ali Arslan'ın konuşmasıyla başlayan toplantıda Bursa Barosu Başkanı Gürkan Altun, Başkan Yardımcısı Atila Atik, Genel Sekreter Onur Yavuz, Sayman Metin Öztosun, yönetim kurulu üyeleri Sefer Bülent Yaylalı ve Yener Poroy yer aldı.

Yaklaşık 9 saat süren toplantının ardından yayınlanan bildiride, yargının ve avukatlık mesleğinin sorunlarına ve bekleyen tehlikelere dikkat çekildi.

Bildiri aynen şöyle:

1. Ülkemizde yargının çok ciddi sorunları olduğu, bu sorunların Cumhuriyet tarihimizde örneğine rastlanmayacak ölçüde vahim bir noktaya ulaştığı tespit edilmiştir. Özellikle de OHAL-KHK süreçlerinin, giderek demokrasinin alternatifi olacak bir “özel rejime” dönüşmüş olması, son derece kaygı ile değerlendirilen bir noktaya gelmiştir. Bu rejimin yargı bağlamında oluşturduğu sonuçlar, bağımsızlık/tarafsızlık gibi vazgeçilmez kavramların içinin boşalmasına neden olmuştur. Yargı, siyaset stratejilerinin uygulama alanı olarak tasarımlanmıştır. Yargı mensuplarının güvenceden yoksun kılınması, baskılardan sonuç alınmasını sağlayan kararların verilmesine neden olmaktadır. Yargıçların verdikleri kararlar nedeniyle tayinleri sıklaşırken, en son Yargıçlar Sendikası Başkanı'nın tayini de yargıç teminatına bir darbe olmuştur. Diğer yandan, gerek gözaltı/tutuklama ve gerekse tahliye kararlarının hukuksal temelden uzaklaşması, halkın adalet arayışını ve kurumlara güvenini ciddi olarak etkilemiştir. Ege-Marmara Baro Başkanları, yargıç ve savcıların mesleğe kabullerindeki “örtülü kriterlerin”, tarif edilemez çok daha ağır sonuçlar doğuracağını bu bildiri ile tarihe not etmektedir.

2. Ege-Marmara Baro Başkanları, ülkemizde fiilen yaşanan OHAL-KHK rejiminin savunma mesleği olan avukatlığı ciddi biçimde yaraladığını tespit etmişlerdir. OHAL ilanından bu yana, savunmaya getirilen kısıtlamalar ve her KHK ile savunma makamının hakları daha da daraltılmıştır. Bugün, cezaevi görüşmelerinden dosya incelemeye kadar uzanan bir dizi hukuksuzluk, kanun hükmünde olsa da hukuk hükmünde olmayan KHK'larla uygulamaya taşınmaktadır. Anımsatmak ihtiyacındayız ki, İHAS 15. maddesi uyarınca deklare edilen OHAL'in, aynı madde gereğince koruması öngörülen haklar vardır. Bu haklardan yurttaşların mahrum bırakılamayacağı ve bu süreçte özellikle adil yargılamanın asla ihmal veya ihlal edilemeyeceği konusunda siyasal iktidarı uyarmak ihtiyacındayız.

3. Ege-Marmara Baro Başkanları, avukatlık mesleğinin yargı içindeki etkisinin azaltılması mücadelesinin, giderek “itibarsızlaştırılmasından” geçtiğine dair bir stratejinin izlenmekte olduğuna tanıktır. Özellikle Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair hazırlanan ve TBMM'de görüşülecek olan tasarı ile yargıcın, avukatı “duruşmadan çıkarması” veya “duruşmaya kabul etmemesi” gibi “akla ziyan” yaklaşımlar, bu stratejinin taktikleridir. “Uyumlu ve uslu avukatlar”, yargıda adaletin oluşmasının koşulu değildir. Avukat olmayan ve bu mesleğin yapılmasındaki tüm ilkelerden bihaber olan yasa hazırlayıcılarının elinden çıkan bu düzenleme, tek kelime ile “ayıptır”. Bu düzenlemeyi savunanlar, “savunma stratejisi” denilen kavramı bilmeli ve onun gereği olan düzenlemeleri önermelidirler. Avukat yargının kurucu unsurudur ve bu nedenle de yargılamanın şekli bir unsuru olarak görülemez. Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetinin vasıtası ve teminatı olan avukatlara getirilen her kısıtlamanın, özü itibariyle halkın hak arama hürriyetine getirilmiş bir sınırlama olduğu bilinmeli ve bu düzenlemeden ivedi olarak vazgeçilmelidir.

4. Keza, kısa bir süre içinde TBMM'ne getirileceğini öğrendiğimiz Avukatlık Yasa Tasarısı da anlatmaya çalıştığımız, siyasal stratejilerinin bir parçasını oluşturacak anlayış ile düzenlenmiştir. Adalet Bakanı'nın barolara tercih ettiği özel toplantılarındaki konuşmalarından öğrendiğimiz bu gelişme, düzenlenmesindeki usulden, tartışıldığı mekanlara ve içeriğine kadar antidemokratiktir. Adalet Bakanlığı'nda bir tek avukatın bile katılmadığı, sadece “yargıç kadrolu” kamu görevlileri tarafından hazırlanan tasarı, mesleğin sorunlarına çözüm getirmediği gibi, yeni çözümsüzlüklerin kaynağı olacaktır. Bu tasarı, barolar üzerinde Adalet Bakanlığı'nı vesayet makamı konumuna getirmektedir. Baroların, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumak konusundaki işlevselliğinden mahrum bırakılması, demokrasi iddiasından vazgeçilmesiyle eşdeğerdir. Özellikle de baroların ve Türkiye Barolar Birliği’nin seçimlerine yönelik olarak getirilen düzenleme, Bakanlığın asıl niyetinin demokrasiyi güçlendirip, mesleğin geleceğini şekillendirmekten çok, siyasal özlü manipülasyonla meşgul olduğunu göstermektedir. 2006 yılında Anayasaya aykırı olarak sınavı kaldıran Bakanlığın, mesleğimize indirdiği darbeden sonra, şimdi yürürlüğe sokmayı düşündüğü düzenleme ile sınavı yeniden getirmekte olması, bir özeleştiri olarak değil, tarihsel yanılgılarının ikrarı olarak değerlendirilmelidir. Bu yanılgının bedelini ödemek zorunda bırakılan avukatların sayısı 4 yıl sonra 150.000'e ulaşacaktır.  Bu rakam, ihtiyacı ifade eden bir sayı değildir. Ege-Marmara Baro Başkanları olarak, avukatlık sınavını “ön koşul” saymakla birlikte, önemli başka sorunlarımıza da işaret etmeyi görev sayarız. Bu sorunlarımızı yargı reformu bağlamında tartışacağımız, adı adaletle anılan Bakanlığın, mesleğimizin yasalarını hazırlarken baroları ve TBB'ni göz ardı etmesini anlamakta güçlük çekmekteyiz. Bu çerçevede çabalar geliştirmek yerine, zorunlu arabuluculuk gibi, Anayasaya aykırılığı açık olan düzenlemeler ile “meslek alanının daraltılması” ve giderek bunun emek dünyasının yalnızlaştırılmasındaki bir unsura dönüştürülmesi, asla kabul edilemez. Keza, halkın adalete erişimindeki en temel mekanizma konumunda bulunan Adli Yardım için yeterince kaynak aktarılmamasının, giderek mesleğimizin angaryaya dönüşmesi gibi sonuçlar doğurmakta olması, temel kaygı nedenimizdir.

Demokratik ülkelerin avukatları, o ülkelerin yurttaşlarının sesidir. Avukatların sesi kesilirse, yurttaşların da nefesi kesilir. Ege-Marmara Baro Başkanları, bu sesi duyurmaktadırlar. Sadece ve yalnız yurttaşları için...

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.