banner28

Çocuktum, babam İnegöl’de ilkokul öğretmeniydi. Bir gün beraber şehir merkezindeki bir okula gittik. Çok sayıda öğretmen okulun bahçesinde sohbet ediyordu. Bir kısmı da sıradaydı. Öğretmenler birlik olmuşlar, temel gıda maddelerini ucuza temin etmişlerdi. Önce, sipariş toplamışlar, toptancılarla temasa geçmişlerdi. O gün uygun fiyata aldıkları gıda maddelerini dağıtıyorlardı. Bir çuvala yakın temel gıdayı alıp, eve götürmüştük.

Ortaokula başladığımızda farklı bir uygulamayla karşılaştım. Öğrencilerin oluşturduğu bir kooperatif vardı. Küçük bir büfede kırtasiye malzemesi satılırdı. Kooperatif üyeleri sırayla büfede satış yapardı. Sene sonunda temettü dağıtılırdı.

Yine İnegöl’de mobilya imalatçıları ihtiyaç duydukları malzemeleri temin etmek için İMASKO adıyla bir kooperatif kurdular. Elli yıldır yaşıyor.

Yetmişli yıllarda yüksek öğrenim için Eskişehir’e gittiğimde başka bir şey gördüm, tüketim kooperatifleri.

Ana caddelerde bugünkü market benzeri tüketim kooperatifleri vardı. Sendikaların önderliğinde kurulmuşlardı. O yıllarda kamu işletmelerinde üç milyon çalışan vardı ve her fabrikada, her kurumda bir tüketim kooperatifi, bazılarında konut kooperatifi vardı.Eskişehir’in efsanevi başkanı Selami Vardar, ekmek fabrikası kurdu. Aynısını Bursa belediye başkanı Mustafa Eroğlu, bugün ayakta olan BESAŞ’ı kurdu.

Enflasyon artarken belediyeler, et-balık tanzim satış mağazaları kurdular. Yine o yıllarda fabrikalar ve kamu işyerlerinde örgütlenen çalışanlar konut edinmek için kooperatifler kurdular. Devlet de, gecekondulaşmayı önlemek için sosyal mesken adıyla planlı konutlar yapmaya, projesi belirlenmiş arsalar dağıtmaya başlamıştı, ama maalesef çabuk vazgeçildi.

Yetmişli yıllarda tarım alanında da güçlü kooperatifler vardı. TARİŞ, Fiskobirlik, Marmara Birlik, Gül Birlik, Ant Birlik… Aklıma gelenler. İzmir Belediyesi’nin 1973 yılında Tansa adıyla açtığı tanzim satış mağazaları bölgeye hızla yayıldı. 15 Aralık 1986 tarihinde Tansaş İzmir Büyükşehir Belediyesi İç ve Dış Ticaret A.Ş. kuruldu. Sonra modaya uyuldu ve yerli bir tekele satıldı.

Altmışlı, yetmişli yıllarda halk arasında başka bir akım daha vardı, okul yaptırma dernekleri. Ne eksikse, ortaokul, lise, sanat okulu, kız sanat okulu, imam-hatip lisesi… Daha sonra illerde üniversite yaptırma dernekleri birbiri ardı sıra kuruldu ve başarılı oldular. Çoğunun kurucuları ilkokul mezunu insanlardı. Günümüze göre tahsilsiz ama girişken insanlardı. O dönemin tahsillileri de çok cesur ve örgütçü insanlardı. Derneklere, sendikalara, kooperatifklere liderlik edebiliyorlardı.

12 Eylül 1980 darbesi oldu. Askeri cunta ve Turgut Özal’ın temsil ettiği işbirlikçi sermaye sadece ülke iç pazarını ulus üştü şirketlere açmakla kalmadı. Medyanın desteğiyle kamu ekonomisine, sosyal devlete korkunç bir saldırı başladı. Bir yandan askeri cuntanın hak ve özgürlükleri kısıtlayan yasaları, Medya sayesinde oluşturulan kamuoyu desteği ile KİT’ler, Belediye kurumları teker teker satıldı veya kapatıldı. Tarımsal kooperatifler bilinçli bir şekilde batmaya terk edildi. Altmışlı yıllardan, seksenli yıllara kadar ülkeyi aydınlatmak, sanayileştirmek, tarımı kalkındırmak ve gelir dağılımını düzeltmek için mücadele edenler, “Bağımsız Türkiye” için mücadele edenler askeri cunta tarafından ezildi.

12 Eylül anayasası, cunta döneminin kanunları, siyasi alanda mücadeleye getirilen kısıtlamalar bir tarafta, Özal’ın liberal ekonomilerinin getirdiği lüks yaşam, tüketim toplumuna dönüşüm diğer tarafta soldaki bölünmenin devam etmesi devrimcileri içine kapanmaya zorladı. Dayanışma, bir araya gelme, ortak iş yapma kültürü yok oldu.

Seksenlerden sonra okumuşlar bir araya gelemedi ama binlerce cami yaptırma derneği aydın olmayanlar tarafından kuruldu ve hepsi „başarılı“ oldular.

Şimdi profesör unvanı taşıyan insanların konuştuklarını görüp şaşırıyoruz. Oysa altmışlardan bu yana kurulan sayısız dernek ve vakıflarında öğrenci yetiştirdiler. En iyi örnek gülenciler; aydınlar gevezelik yaparken ve her şeyi devletten beklerken onlar Anadolu’nun en yetenekli gençlerini topladılar Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı olarak kendi doğrultularında eğittiler.

* * *

Oysa bir araya gelen insanların neler yaptığını, neler yapabileceğini Bursa’da bir grup insan gösterdi. 22 yıl önce, 23 Bursalı aydın tarafından bir kooperatif kuruldu. Daha sonra da üye sayısı hızla arttı. Bir grup aydının kurduğu Çağdaş Eğitim Kooperatifi (ÇEK), imece usulü ile çağdaş eğitim kurumları oluşturdular.

Uludağ Üniversitesi kampüsünün hemen yanında kurulan bu eğitim yuvasında, Kırsal kesimde okuma olanağı bulamayan yoksul yavruların ilkokuldan başlayarak liseyi bitirinceye kadar aynı çatı altında çağdaş eğitim almaları, bunun da imece geleneğiyle gerçekleşmesi farklı siyasi eğilimleri temsil eden kurucuların ortak hedefi olmuş.

Bugün ÇEK'de, kırsaldan gelen yüzlerce “Kır Çiçeği” modern binalarda eğitiliyorlar. Ayrıca kız öğrenciler kurumun çiçek gibi bakımlı yurtlarında kalıyorlar.

Kooperatif devletten hiç yardım almıyor. Gelirlerini üye aidatları ve bağışlarla sağlıyor. Kâr payları dağıtılmayıp, tüm kazanımlar, yeni yatırımlara yönlendiriliyor. Böylece imecenin nelere kadir olduğu kanıtlanıyor. ÇEK'in yeni hedefi; üniversite kurmak…

Bursa’dan iki örnek vermekistiyorum. İnegöl’ün Kulaca köyündeki kalkınma kooperatifinin yetmişli yıllarda kurduğu salça fabrikası neredeyse elli yıldır Avrupa’ya biber salçası ihraç ediyor. Gürsu’nun iilçesi olan Adaköy kooperatifi yine elli yıldır Avrupa ülkelerine başta deveci armutu olmak üzere meyve ihraç ediyor.

Model almak isteyenlere bir örnek var. Ama en kolay şey sadece konuşarak muhalefet yapmak değil mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.