banner28

Bu ülke için yaptıklarını tabii ki saymakla bitiremiyoruz. Bu nedenledir ki bir taraftan içimizdeki sapkınlar, diğer taraftan dışımızdaki dost bildiklerimizin her türlü karalama kampanyaları, onu yurtsever Türk Halkı’nın belleğinden kazıyıp atamıyor. Bitmez tükenmez kinleri ile hala saldırıyorlar.

                Kimdir bunlar?

Birinci gurup;  Osmanlı’nın son günlerinden bu yana İngiliz Muhipleri zihniyeti tarafından zehirlenmiş zavallı halkımız içindeki bir kesim. Bunlar; son Osmanlı Şeyhülislamı ve benzerlerinin beyinlere akıttığı, sürekli güncellenen zehirden bir türlü kurtulamamış, Atatürk’ü din düşmanı olarak algılaya gelen kesim.

                İkinci gurup;  bize Sevr paçavrasını dayatıp Anadolu’dan Türk adını silmeyi amaçlayan bugün hala bu amaçlarından vazgeçemeyen, vazgeçeceğe benzemeyen batılı emperyalistler.

                Üçüncü gurup ise bugün Liboş diye tanımlanan, ikinci gurup’ta saydığımız, batı emperyalizmi tarafından bilerek veya bilmeyerek kullanılan liberal aydın kesimdir.

                Bu girişten sonra şimdilerde tamamen unuttuğumuz, ama hava gibi, su gibi her an teneffüs ettiğimiz, Atatürk’ün yapılmasına büyük destek verdiği çok geniş kapsamlı Arkeoloji araştırmaları sonucunda bizlere kazandırdığı kimlik cüzdanının hikâyesine geçebiliriz.

                                                                

TÜRKLER HANGİ IRKTANDIR

                Çok ta önemli mi? sorunuzu hiç yadsımıyorum. Böyle sorular ırkçılığın yapı taşlarıdır diyebilirsiniz. Ancak hümanist düşüncenin doruklarına yükselmiş; “eğer vatan savunması için değilse savaş bir cinayettir “ diyebilen bir hümanist olan Atatürk buna önem vermişse, burada durup düşünmek gerekir

 NEDEN?

              Çünkü Türkler; ne dünya halklarının ne de bilim dünyasının tanımadığı ve hor gördüğü, ne idüğü belirsiz bir ırka mensubu değildi.

               Oysa arî ırk kuramı taraftarları; Ari ırktan olmayanları aşağı görüyor ve Tanrı tarafından Ari ırka mensup olanlara hizmet etmek için yaratıldıklarını telkin ediyorlardı.

                Batı’nın emperyalist düşüncesi; Osmanlı’yı uygarlıktan yoksun, yağmacı bir toplum olarak algılıyor; bu nedenle Anadolu’dan dışlanması gereken bir topluluk olarak görüyordu. 

                Atatürk’ün himayesinde yaratılan Türk Tarih Tezi ise Ankara’nın Anadolu’ya tutunma, bu topraklarda yaşayan insanların geçmişine gönderme yaparak, uygar kimliğini kanıtlama ve çağdaşlığa açılımın özlemini ifade ediyordu.

                    Her ne kadar Sevr; Kurtuluş Savaşı ile çöpe atılmış ve Lozan anlaşması ile genç Türk Devleti kurulmuşsa da batı Kamuoyu’nda Türkler hala idraksiz Türk’tür, devlet yönetemez.

                   Bu görüşe isyan eden; tarih alanında Yusuf Akçura ve Şemsettin Günaltay, dil alanında Sadri Maksudi Arsal ve Hasan Reşit Tankut, antropoloji alanında Şevket Aziz Kansu ve Afet İnan Atatürk’ün etrafında toplandılar.

                   Yola Antropoloji ile çıkıldı, tarih onu izledi, dil ise dönüşümün son kertesi oldu.Türkiye’de  ilk defa uluslar arası bir bilimsel kongre’yi antropoloji ve prehistorya-protohistorya alanında düzenlediler. Çünkü Türkler için yapılan sarı ırk tanımı ancak fizik antropoloji bulguları ile yenilebilirdi.                                                                                                                                    

                  Büyük bir antropolojik çalışma başlatıldı, bu çalışmalar ile Trakya ve Anadolu da 64.000 kişi ölçülerek her ferdin 38 antropolojik vasfa göre kaydı tutuldu, bu 2.432.000 kayıt demektir.

               Dr. Afet İnan Antropolojik anketten alınan neticeyi prehistorya sahasına tatbik ederek, , Türklerin eski Orta Asya Alpinlerinin yüksek kültürünü, ön Asya ile Avrupa’ya yaptıkları göçleri, oralarda yaptıkları maden, bilhassa demir kültürünü, bu kültürün ön Asya daki merkezinin Anadolu’da bulunduğunu ve Avrupa’nın medenileşmesinde Anadolu’nun oynadığı önemli rolü ortaya çıkardı,

           Rene Gerin ve Eugene Pitar’a dayanarak Avrupa’ya uygarlığı brakisefallerin getirdiğini kaydediyordu. Alp adamı ( Homo Alpinus ) adı verilen bu brakisefallerin menşei Asya idi. Afet hanımın doktora hocası Pittard’a göre,  bu neolitik brakisefaller Asya’dan gelmişlerse, bunların sarı ırka mensup oldukları düşünülemezdi.

               Şevket Aziz Kansu ya göre; Anadolu da yapılan Alişar, Alacahöyük, Kumtepe ve Etiyokuşu gibi tarih öncesi araştırma ve kazıların Anadolu da bilhassa paleolitik bir medeniyetin yaşamış olduğunu göstermiştir.  Yaptığı arkeolojik ölçümler Türk insanının gelişmişlik açısından Fransız insanından farklı olmadığını kanıtlıyordu. Alp adamı brakisefal, ince burunlu, orta ya da ortadan uzun boylu,buğday renkli ya da kumral, dağlı adam denilen tipti.  

               “Brakisefal ırkın anayurdu Orta Asya’dır “ diyen Günaltay görüşlerini büyük ölçüde Marcellin Boule’un bulgularına dayandırıyordu. Boule bir Fransız paleontologu ve Homo neanderthalensis üzerine yaptığı çalışmalarla ünlenmişti. Marcellin Boule’a göre Avrupa’ya ilk neolitik kültürü sokanlar Homo Alpinus ve Aryan adlarıyla anılan Orta Asyalı brakisefallerdi. Brakisefal ırkın anayurdu Orta Asya’ydı. Bu ırk bütün dünyaya buradan yayılmıştı.

               M.Ö. 4.000 lerde Fırat ve Dicle arasındaki saha’nın güneyinde büyük bir uygarlık yaratan Sümerler Mezopotamya’nın otokton halkı değildi, bunlar Orta Asya’dan gelmişlerdi.

                Daha sonra Sümer Tabletlerini okuyan ünlü Sümeroloğumuz Muazzez İlmiye Çığ da Sümerlerin konuştuğu dil’in Türkçe olduğunu bilimsel olarak kanıtlamıştır.   

                 İkinci Türk Tarih Kurultayında Türk Tarih tezi genel kabul görüyor, ırk teması araçsallaştırılarak Türklerin Avrupalılardan farklı olmadığı savı ön plana çıkartılıyordu. Yeryüzünün en eski uygarlığını oluşturan brakisefal Türk ırkı, göçler yoluyla Mısır, Anadolu, Yunan dahil Ege uygarlıklarının temellerini atmıştı. Bu nedenle Avrupalıların övünç kaynağı olan ırkın temelinde Türk ırkı vardı.

                 O günlerde Türklere atfedilen “ sarı ırk “ tanımlaması batı ülkelerindeki ırk eksenli tariçilik anlayışının uzantısıydı. Bu anlayış sonucu Türkiye ; Sevr ile tarihten silinmek istenmiş, ama Anadolu halkı buna izin vermemişti.

                Lozan’la uluslar arası bir konum elde edilmişse de Türkiye Avrupa’da birçok kesimce geri, hatta “ barbar “ bir ülke olarak görülüyordu. Milli mücadeleyi sonuçlandırmak Batı’ da Türkler konusunda tortulaşmış önyargıları gidermeye maalesef yetmemiştir.

                  Atatürk’ün sağlığında bu çalışmaların sonuçları, düzenli yayınlarla Fransızca, İngilizce, Almanca olarak batıda yayınlanıyordu. Atatürk’ten sonra ne yazık ki bu yayınlar durdu. Oysa Ermeni iddialarına karşı bile benzeri çalışmalar, bugün dahi hiç değilse  üniversitelerimiz  tarafından sürdürülebilirdi.

                                                                                                                                                                             Osman Arıkan

                 Not: Bu yazıdaki bilgiler Zafer Toprak’ın Darwin’den Dersim’e Cumhuriyet ve Antropoloji adlı eserinden derlenmiştir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
kemal iyigün 5 ay önce

Osmanım ellerine sağlık.Çok güzel ve harika verileri bir araya getirerek bizleri bu ta- rihi bilgilerle aydınlattığın için teşekkür ederim. Selamlar