banner30

Türkiye Cumhuriyetimiz, 1930’larda, Alman Nazi zulmünden kaçan, yüzlerce profesör, sanatkar, doktor ve öğretmeni mülteci olarak kabul ederek bilim insanlarına kucak açmıştır. Gelenlerin  bir çoğuna 6 ay içinde Türkiye’de önemli görevler verilmiştir.

Nazi faşizminden kaçan Yahudiler arasında dünyanın önde gelen bilim insanlarından birisi de Albert EINSTEIN dir. 

Albert EINSTEIN imzası ile Başbakanlı’ğa  (İsmet İNÖNÜ)  gönderilen  bir mektup çok ilginçtir.  EINSTEIN'ın  mektubu ;      

“Ekselansları, 

OSE Dünya Birliği’nin (Yahudi Nüfusu Koruma Grupları Birliği) şeref başkanı olarak,  Almanya’dan 40 profesör ve doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye’de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum. Sözü edilen kişiler, Almanya’da yürürlükte olan yasalar nedeniyle mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler.

Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda başvuru arasından seçilmişlerdir. Bu bilim adamları, bir yıl müddetle, hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler. Bu başvuruya destek vermek maksadıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etme cüretini buluyorum.  Ekselanslarının sadık hizmetkârı olmaktan şeref duyan, Prof. Albert EINSTEIN” 

İ
smet İNÖNÜ, bu mektubu alınca üzerine bir not düşüp, Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’e gönderir ama  sonuç maalesef olumsuzdur.

Bu olaydan M. Kemal ATATÜRK’ün haberinin sonradan olması nedeniyle devreye girmiş ve kapıları sonuna kadar açmıştır. Hatta çok yakından ilgilenerek onları  Dolmabahçe Sarayı’nda kabul ederek tek tek görüşmüştür. 

Bu konudaki en önemli kaynak,  Einstein ile Princeton Üniversitesi’nde görüşen İTÜ’den emekli öğretim üyesi  Prof. Dr. Münir Ülgür’ün Cumhuriyet Gazetesi’nin Bilim Teknik Dergisi’ndeki yazısıdır.

 

Prof. Dr. Münir Ülgür, "İTÜ tarafından General Electric'te eğitim çalışması yapmak üzere 1948'de ABD'ye gönderildim. "1949 yılında bir gün üniversitedeki sekreterine telefon ettim ve görüşme isteğimi bildirdim. Hiç beklemediğim bir şekilde hemen cevap geldi ve Einstein'ın beni beklediği bildirildi.’’

 

"Eşim ve o zaman 2.5-3 yaşında olan kızımla birlikte Einstein'ın üniversitedeki ofisine gittik. Bizi çok sıcak bir şekilde karşıladı ve bizimle yakından ilgilendi. Küçük kızımı dizine oturttu ve ona piyano çaldı. Onu fevkalade mütevazı bir insan olarak gördük. Bizi hemen kabul etmesinin nedeni, benim Atatürk'ün bir evladı olmamdı.’’

Konuşmalarımız sırasında  ATATÜRK'ü kastederek ‘'Siz biliyor musunuz, dünyanın en büyük liderine sahipsiniz.’' dedi.  ‘’1933 Üniversite Reformu sırasında Atatürk'ün, kendisinin de Türkiye'ye gelmesini istediğini söyledi ve "Arkadaşlarım hep oradaydı ama burada imkânlar çok fazla olduğu için burayı tercih ettim."

 

Bu değerli bilim insanları İstanbul Üniversitesi ve Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde   Hukuk, Edebiyat, İktisat, Tıp, Fen, Zooloji, Felsefe, Sosyoloji Fakülteleri’nde çalışmaya başlayarak öğretim proğramlarını modern bilime uyarlanmışlardır. Bir çok  öğretim üyesi de bu bilim insanları  tarafından yetiştirilmiştir.

 

Türkiye’ye gelecek bilim adamlarıyla yapılacak anlaşmanın   temelini; yabancı bilim adamlarının kısa zamanda ‘’Türkçe öğrenerek derslerini Türkçe vermeleri” koşulu oluşturmaktadır.  

Kendi ülkelerinden hayati tehlikeler nedeniyle göç etmeye zorlanan bilim insanlarının  Cumhurbaşkanımız  ATATÜRK  tarafından  kabul görmesi , önemsenmesi, tarihte ender görülen bir davranış biçimidir.  

Evet,  EINSTEIN her konuda olduğu gibi bu konuda da haklı çıkmıştır.  ATATÜRK'e hitaben;  ‘'Siz biliyor musunuz, dünyanın en büyük liderine sahipsiniz.’'   muhteşem deyişi… çok özel ve değerlidir…

Dünyanın en büyük Liderine sahip olmamızın en önemli şartı Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş İlkelerine el birliği ile sahip çıkmamız ve korumamızdır… Başka da çaremiz bulunmamaktadır…!!!  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ARİFE KOMAN 6 ay önce

Öylesine şanslıyız ki... 100 yolda bir dünyaya gelen LİDER bize kısmet oldu. Ancak, KIYMETİNİ maalesef bilemedik. Söylediklerini, BİÇİMSELLİKTEN öteye taşıyamadık... Ve şimdi!! Çanlar CUMHURİYET için çalıyor. Artık ATALETTEN kurtulma vakti... emeğinize sağlık...
saygılarımla.

Avatar
Raji Arı 6 ay önce

Sevgili arkadaşım, her yazısından ayrı gurur duyduğum dost. Sevgiler ...

Avatar
Barış 6 ay önce

Biz biliyoruz ancak bilmek istemeyenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Güzel bir yazı Tansel ağabey!

Avatar
İdris Sever 4 ay önce

Atamızın kıymeti gün geçtikçe daha da iyi anlaşılacaktır!