banner28

5 Nisan Avukatlar, 6 Nisan ise Öldürülen Gazeteciler Günü olarak belirlenmiş.

İkisinin de arka arkaya gelmesi oldukça manidar görülüyor. Zira Türkiye’de avukatlık yapmak, eğer sırtınızı bir sermayedara ya da büyük bir firmaya dayamamışsanız, hele bir de mesleğe yeni başlamış genç bir avukatsanız zor.

Heyecanla mesleğe atılan pek çok genç avukat arkadaşım ile sohbetlerimizde, yaşadıkları zorlukları dinliyorum. Bir yıllık staj tam bir geçiş dönemi, belirli bir ücret yok. İşveren avukatın insafına kalmış. Kimisi 500, kimisi bin lira veriyor. Ayrıca işi öğrensin diye aslında görevi olmayan pek çok işi stajyer avukata yüklüyor.

Cesaret edip büro açan arkadaşlar ise artık piyasa haline gelmiş bu ortamda önce kendilerini tanıtmaya çalışıyorlar. Avukatların reklam faaliyetlerinde bulunması da yasak. Serbest avukatlık yapmak isteyenler için sağlıklı olmayan bir rekabet ortamı var.

Bir de müvekkillerin çeşitleri ile uğraşıyorlar. Mesleki problemler yaşıyorlar. Avukatlar savundukları davalar ile özdeşleştiriliyor. Bu yanlış. Avukat savunduğu davanın bir parçası değildir. Avukat profesyonel olarak savunmasını yapar, başka bir bağlayıcılığı yoksa ilişkisi orada biter.

Bunun en acı örneğini Özgür Aksoy örneğinde yaşadık.

Katil, Aksoy’un canına, bürosunun ilgilendiği boşanma davası nedeniyle kıydı. Acısı hâlâ taze. Rahmet ve özlemle anıyoruz.

Avukatların daha rahat, mesleklerine yakışır, insanca yaşam ve çalışma şartlarına kavuşmalarını diliyorum.

Ya gazeteciler?

Ana akım medya bitti. Keskin çizgileri olmayan, tüm vatandaşlara yönelik yayın yapabilen birkaç televizyon kanalı ile gazete vardı. Bunlar zaman içinde tek tek dolaylı olarak hükümet tarafına geçti. Milliyet Gazetesi vardı örneğin. Şimdi esamesi okunmuyor. Son olarak Hürriyet ve Kanal D’nin başını çektiği Doğan Medya satıldı. Demirören Holding’in iktidar ile yakın ilişkileri tartışma konusu bile değil. Bundan en büyük zararı önce gazeteciler, sonra da ülkenin kendisi görecek.

Ne yazık ki basın ya bir tarafta ya da diğer tarafta olmaya zorlanıyor. Öte yandan takip edilebilecek benim için üç, dört gazete ile iki üç televizyon kanalı kaldı. Hatta açık açık yazayım; Sözcü, Cumhuriyet, BirGün ve Yeniçağ. Farklı ideolojik yönelimlere sahip bu gazeteler, en azından özgür habercilik yapmaya çalışıyor. Halk TV ve TELE1 dışında da pek televizyon kanalı kalmadı diyebiliriz.

Peki ya işsiz gazeteciler ordusu ne olacak?

Tüm bunları anarken, bir ismi anmadan geçmek olmaz; Cengiz Göral.

Göral avukat ve aynı zamanda gazeteciydi. Köşe yazıları ve şiir yazıyordu. Göral belki bu ülkede sahip olunması gereken en zor üç niteliği bir araya getirmişti, avukat ve gazeteci kimliği yanında bir de sosyal demokrattı.

3 Temmuz 1979 tarihinde evinin önünde katledildi.

Bu ülkenin aydınlık yüzlerine hep zulüm ve ölüm düşmüş.

Karamsarlık yapmayalım. Kaybettiklerimizi anarken ülkemizi daha güzel, daha aydınlık bir yer haline getirmek için çalışmaya, yazmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
TANSEL SAYLI 2 hafta önce

Fikirleri ve de emekleri ugruna öldürülen, yaşamdan mahrum edilen emekçi gazeteciler önünde rahnet ve saygı ile eğilmekteyim....